-->
Köşe Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ABD 46 yıl sonra Ay'a geri dönüyor

AYTelif hakkı
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), ABD'nin uzay şirketleriyle ticari ortaklıklarını geliştirmek amacıyla Ay'a yeniden insanlı uzay aracı fırlatmaya hazırlandıklarını açıkladı.
NASA, ABD'nin "Ay yüzeyinde varlığını sürdürülebilir" kılmak amacıyla 2019 yılından itibaren bir dizi robotik uzay misyonu gerçekleştirecek. Bir sonraki aşamada Ay'a insanlı uzay aracı gönderilecek.
ABD, Ay'a en son 1972'de astronot göndermişti.

El-Bab Sonrası Türkiye İçin Büyük Tehlike




Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki el-Bab kasabasında sözde İslam Devleti ile savaşan Türk askerlerimizin "tamamen kontrol altında" kaldığını belirtti. Savunma Bakanı Fikri Işık Türk medyasına verdiği demeçte, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) savaş uçakları şehir merkezine ulaştı ve mayınları bulmak ve temizlemek için çalışıldığını belirtti.
Işık, Anadolu haber ajansının verdiği demeçte, "El-Bab'a geldiğimizden bu yana çok zaman geçti ama bugün el-Bab'ın tam kontrolünün yapıldığını ve şehir merkezine girildiğini söyleyebiliriz" dedi. "Arama ve tarama operasyonları bittiğinde, el-Bab'in İŞİD unsurlarından tamamen temizlendiğini söyleyebileceğiz." dedi.

Peki El- Bab ve bu operasyonlara ayrıntılı olarak bir göz atalım.
Halep'in kuzeydoğusunda yer alan El-Bab küçük kasabalarında yaşayan 50 bin kişiye ek olarak 100 bin nüfusa sahip. El-Bab 2013-2014 kışında İşid tarafından ele geçirildi ve büyük bir kıyıma maruz kaldı. Bu ilçe o zamandan beri Suriye Ordusuna ve muhaliflere yönelik saldırıların temelini oluşturan İşid'in elindeki bir kale konumunda yer aldı. Türk askerimiz liderliğindeki Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında kuzeyden yaklaşırken Esed'e bağlı Suriye Ordusu ise güneyden içeri girmeye çalıştı.

Rus hava kuvvetleri El-Bab'ın güneyindeki ve kuzeyindeki İşid mevzilerini bombalayarak Türk askeri ve Suriye askerlerinin kente ilerlemelerine imkan sağladı.  (Bu sırada hatırlarsınız sözde yanlış koordinat üzerine Rus uçakları askerlerimizin konuşlandığı binaya bomba atmışlardı. ) Bu durum Türkiye ile Suriye arasında El-Bab için rekabet etmeleri yerine koordinasyon halinde ortak hareket ettiklerinin bir göstergesidir.

Kuzey Suriye'de gerçekleşen Fırat Kalkanı Operasyonunun başka bir amacı PKK YPG PYD Terör örgütlerinin Membiçi Afrin Kobane ile birleştirerek daha etkin bir toprak bütünlüğünü sağlamasının önüne geçmektir. Ağustos ayında Membiç'i ele geçiren YPG bundan sonra El-Bab'ı ele geçirerek Kobane ile topraklarını birleştirmek amacındaydı. (la bunlar Afrin-Kobaneyi ne ara ele gerçirdiler diye sorarsanız 29 Ekim 2014 tarihinde perşmergenin Iraktan Suriyeye hangi yoldan geçtiğini araştırabilirsiniz.) Bu amacın önüne geçmek için Amerika destekli Ypg ye karşı Türkiye Rusya ile irtibat halinde olarak El-Bab'a doğru ilerleyişini başlattı.

YPG'nin El-Bab'ı ele geçirmesi Suriye ve Türkiye'nin de menfaatine değildi. Rusya ile Türkiye Ağustos 2016'da medyamızda ekonomik anlaşma olarak geçen bir takım anlaşmalara vardı. 20 Aralık 2016'da İran'ın da katılımıyla Türkiye - Rusya - İran üçlü bir anlaşmaya vararak ortak hareket planı çizdi.  Doğu Halep bu anlaşmanın imzalanmasından sonra Suriye Rejimi tarafından ele geçirildi. El-Bab da görünüşe göre Türkiye'ye bırakılacaktı.
Tüm bu gelişmelerde Amerika boş durmadı ve Türkiye'yi İşid'e karşı savaşta Ypg ile müttefik olması çağrısı yaptı. Recep Tayyip Erdoğan'sa bunu kabul etmedi.  El-Bab Türkiye için bir iç politika meselesidir. Burada başarılı olmamız sonucunda tek yönümüz Membiç olmalıdır.

Türkiye Rakka'yı ele geçirmek istiyorsa Ypg kontrolündeki Membiç'in İşid kontrolündeki güneyinden gitmeye kalkışmamalıdır. Böyle bir cesarete kapılmamız ordumuz açısından daha fazla zarara sebep olacak ve Türkiye'nin güvenli bölge çabasını gitgide zora sokacaktır. Çünkü Güvenli Bölgemizin ortasında Membiç'te Ypg terör örgütü bulunmaya devam edecektir. Membiç'in güneyinden gitmemiz bize kuzeyde YPG ve doğuda İşid olmak üzere iki cephe açacaktır. Rusya ile anlaşmaya varan Türkiyenin Amerikan Ypg'si tarafından bir saldırıya uğramayacağının garantisini de kimse veremez.

Eğer askerimiz Rakka'ya gidecekse Ypg'ye saldırmak ve Membiçten temizlemek zorundadır. El  Bab ele geçirildikten sonra Türkiye'ye gelen Amerikalı üst düzey yetkililer genelkurmay başkanları dış işleri bakanları vesaire Türkiye'nin Ypg ile savaş haline girmesini engellemek ve beraber hareket edilmesini sağlamak için bir hayli uğraştılar. Bu ziyaretler El Bab'ı ele geçirmemizi uzatmış hala da mayın temizlediğimizden uzamakta bu durumda Rakka'yı korumaya yönelen ve tüm güçlerini Rakka'ya yönlendiren İşid'e zaman kazandırmıştır.

İşin Özü Türkiye aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık konumunda kalmıştır.

Cemil Meriç - Avrupa'nın Tanrısı



Cemil Meriç
Avrupa, Makyavel'den beri kasideler okur siddete. Hristiyanıyla, maddecisiyle,
sosyalistiyle bir sara nöbeti içindedir. Ama siddet, tarihin hiçbir döneminde çagımızdaki kadar
yüçeltilmemistir. Sorel'in “Siddet Üzerine Düsünceler”iyle baslayan bir isteri nöbeti, Batı’nın
sözde irfanını bir cinayet kıskırtıcısı derekesine düsürdü. Camus dogru söylüyor: “Maverayla
göbek bagını koparmıs bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.” Öldürmek, maddeci
Batı’nın alın yazısı. Kendini ve daha da çok baskalarını öldürmek.
2nsan insandan igreniyor. Bir ana kucagı olan tabiat sonsuz bir mezbele. Sehirler, kan
deryası. Büyücü çıragı, topraktan fıskırttıgı ifrit tohumlarını tekrar yerin dibine sokmak için
var gücüyle tedbir arıyor. Ne yazık ki serrin kaynagına bir türlü inemedi. Biz de temelleri
çatırdıyan bu yalancı, bu katil medeniyetin suursuz bir taklitçisi olarak aynı ölüm karnavalına
katılmıs bulunuyoruz.
Batı’dan ayrıldıgımız tek taraf: Suursuzluk. Çılgınlıgımıza “bilimsel” bir yafta
yapıstırdık: Anarsizm. Oysa bu kör dogusunun hiçbir izm'le uzak yakın münasebeti yoktur.
Maâserî bir kuduz, bir kendi kendini tahrip cinneti. Avrupa kendi yarattıgı ifritleri tepelemek
için elinden geleni yapıyor. Evliya-ı umur (is basındakiler) Batının bu gayretlerinden
topyekûn habersiz.
Tekerlemelerle avunmaga çalısıyoruz. Oysa bu büyük yangını sairane lakırdılarla
söndürmege yeltenmek fikrî sefaletimizin hazin bir hücceti, hazin ve lüzumsuz. Önümde bir
kitap duruyor: 1975’de Londra'da basılmıs. Adı: Sehir Terörizmi. Yazan: Anthony Burton.
Aydın denen devekusları, niçin bu ikaz edici nesriyata egilmezler?

Cemil Meriç - TERÖRİZM

Cemil Meriç


Terörizm, bir metod veya metodun dayandıgı teori. Bu metoda basvurarak örgütlenmis
bir grup veya parti siddet yoluyla amaçlarını gerçeklestirmege çalısır. Tedhis eylemlerinin
muhatabı, adı geçen toplulukların emelleri karsısına engel olarak çıkan fertler, kurumlar veya
devlet temsilcileridir. Bazan mallar, makinalar, ormanlar, ekili topraklar da siyasî terörizmin
genel programına ek olarak tahrip konusu olabilir. Göz korkutmak baska, terörizm baska.
Korkutan, istekleri yerine gelmeyince sadece tehdit eder. Bazı kimselerden, para sızdırmak
veya istedigini yaptırmak amacıyla korkutur. Cana kıymak, yakıp yıkmak faaliyetinin bir parçasıdır. Yakayı ele verince de, yargılanırken, kendini kurtarmaktan çok doktrinini yaymaga çalısır. Korkutma ve sonunda siddete basvurma, kazanç pesinde
kosan bir toplumun veya fesatçı gruplar arasındaki çatısmanın asırı bir tezahürü olsa da
mantıkî bir neticesidir.  Siddetin ve cana kıymanın amacı ne maddî bir kazançtır ne de hücuma ugrayan kimseleri yıldırmak; toplumun veya hükümetin dikkatini genis ölçüde bir çatısmanın kaçınılmaz olduguna çekmektir. Gizlilik içinde bir veya bir kaç kisi tarafından girisilen tedhis eylemi yıgınların girisecegi tedhis eyleminin ne kadar müthis olacagını ihtar eden bir isarettir. Umumiyetle baska propaganda metodlarının susturuldugu yerlerde
terörizme basvurulur.
Terörizme basvuran yalnız siyasî örgütler ve partiler degildir. 2ktidarın el
degistirmesini amaçlayan baska mahiyette topluluklar da teröre bas vurabilir ve bunun için
örgütlenebilir (Söz konusu olan iktidar mahiyet bakımından genis ölçüde degisebilir. Mesela:
Bir milletin baska bir millet üzerindeki hâkimiyeti yahut ekonomik bir sınıfın baska bir sınıf
üzerindeki baskısı, taban tabana zıt iki hükümet sistemini savunanlar arasındaki çatısma gibi
haller de terörizme yol açabilir. Metod olarak terörizmin özelligi su: Terörizm yalnız
iktidardaki hükümete yahut hâkim millete degil, halk yıgınlarına da, yerlesmis düzenin
saglam ve yıkılmaz olmadıgını göstermege çalısır. Terörcü eylemin propaganda degeri terörist
stratejide ana hedeflerden biridir. Terör dogrudan dogruya hedef aldıgı çevrelerin dısında
genis bir tepki uyandıramazsa sosyal çatısma alanında etkili bir silah olamaz. Terörist
faaliyetin mantıgı, terörist eylemin gerçek mahiyeti anlasılmadan kavranamaz.
 Amacı, hükümetin
gücünü azaltmak; bir devrimin veya bir karsı devrimin baslatıcısı olmaktır. Terörist partinin
mesruiyet gibi bir iddiası yoktur. Hâlbuki hükümet, hiç degilse seklen, kanuna baglı kalmak
zorundadır. Sayet dogrudan dogruya dayanacagı kanunlar yoksa hükümet olaganüstü durum
oldugunu ileri sürer ve özel kararnameler çıkarır.
Gerçi terörizm de siddete basvurur ama bu kitle siddetinden baskadır. Terörizm
hudutları dar bir örgüt tarafından yönetilir. Gerçeklestirmek istedigi program birçok hedefleri
içeren büyük çapta bir programdır.
Kitle, siddeti her ne kadar terörist eyleme karsı bir tepki olarak görürse de umumiyetle
bir plânı yoktur, kontrol edilmesi de mümkün degildir ve rasyonel bir motivasyona
dayanmayabilir. Belli bir programı da yoktur. Yıgın ayaklanması, ideolojik olarak terörizme
çok benzer ama bu ayaklanma da önceden düsünülmüs olmayabilir. Ayaklanma, terörizme
devrimci bir metod olarak basvuran bir partinin hedeflerinden biri olabilir. Böyle olunca belli
bir amaca götürecek bir vasıtadır. Bununla beraber devrim stratejisinde iki olay birbirine
mutlaka baglı degildir. Baska bir deyisle terörist
metoda ihtiyaç olmayabilir. Blankistlerin devrim anlayısı teröristlerinkine yakındır. Onlar da
uzun uzadıya hazırlık yapılmasından ve ayaklanmadan yanadırlar. Nitekim devrimci güçlerin
iyiden iyiye hazırlanması Bolsevik teoride de karsımıza çıkar.  Blankistler için silahlı ayaklanma iyi teskilâtlanmıs, egitilmis
bir avuç savasçının görevidir. Basarı ümidi belirince silaha sarılırlar. Basarıya ulasınca
devrimci parti programını tatbik eder. Bu programın daha önce halk tarafından benimsenmis
olup olmamasının büyük bir önemi yoktur. Blanki’nin isyancı ordusu hiçbir zaman bir kaç bin
kisiyi asmamıstır. Blankizm bir nazariye degil bir hükümet darbesi, bir “Putsch” teknigidir.
Bolseviklerin ise siyasî ayaklanmadan anladıkları çok baska. Silahlı ayaklanma devrim
olaylarına sıkı sıkıya baglıdır. Bütün ön tedbirler alındıktan sonra kullanılacak nihai bir silah.
Sık sık tekrarlanan ve Troçki'ye atfedilen bir görüs var: 2yi yetistirilmis seçkin bir kaç sok
toplulugu, hükümeti uygun bir zamanda ele geçirip tarihin akısını degistirebilir. Oysa bu ne
Troçki’nin ne de Lenin’in fikridir.
Kâmil bir devrimci taktik olarak terörizm, hiçbir zaman gerçek bir basarı
kazanmamıstır. Hükümetler ister muhafazakâr olsunlar, ister ihtilalci, önemli kisilere karsı
girisilen terör eylemleri karsısında gerilemek istemezler. 2ktidar hırsı, tadını tattıkça artar,
eksilmez. Bomba patlamaları yüzünden bosalan yerler çarçabuk doldurulur. Kaldı ki devrim
ayrı ayrı fertlerin hatta küçük organize grupların kahramanlıgıyla gerçeklesemez. (Bkz.
Encyclopedia of the Social Sciences, Terrorism, J.B.S. Hardman).
Lombroso'nun Uyarıları:
Terörizmin gemi azıya aldıgı batı ülkelerinden biri de 2talya. Bunun içindir ki o
ülkenin fikir adamları hastalıga gönülden egilmis, teshis ve tedavisi için ömürlerini
harcamıslar. Unutmayalım ki insanlık tarihinde hiçbir problem büsbütün yeni degildir. Pozitif
diye adlandırılan 2talya ceza mektebinin konuya getirdigi aydınlıgı küçümseyemeyiz. Bu
mektebin üç büyük temsilcisi: Lombroso, Ferri, Sighele. Elbette ki Avrupa’nın reçetelerini
uygulamaga kalkmak büyük bir hamakat ama hocaların söylediklerinden habersiz olmak daha
büyük bir hamakat.
Önce Lombroso (1835 -1909) yu dinleyelim:
Zamanı gelmemis veya halkın istemedigi reformların zorla uygulanması sık sık
isyanlara yol açar, mesru isyanlara. Mesru çünkü bu reformlar esyanın mahiyetine
aykırıdırlar. Zamanın sartlarına uymayan tedbirlere basvurmak ya insan mizacını
tanımayanların isidir ya “astım – kestimciler”in marifeti. Böyleleri, yenilerini getirecegim
diye eski müesseseleri yıkar. Herkes öyle istedigi için mi? Yoo! Baskaları tarafından veya
baska topluluklarda uygulandıklarını görmüstür de ondan. Her reform bir tedirginlik yaratır.
Hele yeniyi eskiye baglamıyorsa kurulan denge uzun ömürlü olmaz, devlet dagılır ve
devrimlerin arkası gelmez.
Mesela Cromwell, 2ngiltere’de cumhuriyeti kurmak isteyince siddetli bir muhalefetle
karsılastı. Çünkü kralcı parti çok saglam temellere dayanıyordu. 2ki yılda yedi defa ayaklandı
ve sonunda basarıya ulastı.
Bilhassa cumhuriyeti kurmak isteyenler böyle bir tehlikeyle karsı karsıyadırlar.
Guizot'nun dedigi gibi, “halk istemedikçe cumhuriyet kurulmaz; zorla kurulan krallık
rejimleri çok görülmüstür. Oysa halkın iradesine dayanmayan cumhuriyet uzun zaman
yasayamaz.”
Her seyi ıslah etmek tutkusunun sonu, karsı devrimdir ister istemez. 2nsanoglu
hürriyetten de usanır.

Cemil Meriç - Şiddet Doktrinleri



1918 sonrası Avrupa ve Asya tarihinin ayırıcı vasfı: Siddetin gemi azıya almasıdır.
Bütün biçimleriyle siddetin. Evet, XIV. asır boyunca da kanlı dramlara sahit olmus Batı. Önce
dehsetle ürpermis, sonra gelip geçici bunlar diye avunmustu. Yasadıgımız çagın yeniligi su:
Savas, en etkin fikir adamlarına göre, essiz bir tecrübedir, ahlakî ve yüceltici bir tecrübe;
azizlere degil, silah elde can veren kahramanlara perestis edilmelidir. XIX. asrın göreci
hümanitarizminden 1914'lerde koptu Avrupa. Tarihte benzeri görülmemis olan bu bogazlasma
insanlıgın kalbini katılastırmıstı, belki de, cinayet cinayeti davet etmis, savas zincirleme bir
kan davası olup çıkmıstı.
Savas sonrasında gelisen siddet, eskiden oldugu gibi suursuz insiyakî bir siddet degil.
Uzun uzadıya ölçülen biçilen teorilere dayanıyor. aynı zamanda bu doktrinlerin esasında aynı
açıklama;  dönekleri temizlemek. Aldanmıs olanların son cezası: Ölüm. Bu
konularda haklıyı haksızdan ayıran tek ölçü: Zafer. Eski katliamların tesvikçisi, din taassubu
idi. Avrupa'da, bu taassub sükûnet buluyordu ki siyasî taassubla milliyetçilik çıktı sahneye ve
eski taassubu unutturdu. Tanrıya sadakatin yerini, bir vatana veya bir sınıfa baglılık aldı.
Siddet doktrinin tarihte birçok öncüleri var. Bu doktrin sulandırılmıstır bazan,
Robespierre'nin, Saint Just'ün terörist tasfiyesi gibi. Baska doktrinciler, sınırları daha kesin
ideolojik nazariyeler kurdular; mesela Marat, bir biyolojist ve doktordu; amacı korkutmaktı
önceleri, hayatının sonuna dogru imha yanlısı oldu; ezilmesi gereken yalnız faal düsmanlar
degil, muhalif dogurabilecek bütün zümrelerdi.
Eski Yunan ve Roma'da kanun dısı yollardan iktidara geçenlerin adı : “Tiran”dı.
Ortaçag ve Rönesans 2talya'sında, iktidara götüren yol, çok defa Conjuration'du. Babeuf için
Conjuration, (gizli ittifak), devrimi gerçeklestirecek eh emin yoldur. Bakunin, Blanqui,
Georges, Sorel, Troçki, Mussolini, Goebbels aynı doktrinin devamcıları.
1918'den sonra siddetin bir özelligi daha var: Süreklilik. O zamana kadar, yeni iktidar
saglamlasır saglamlasmaz, bir an önce mesruiyet kaftanına büründürülmege çalısılırdı.
Robespierre için terör üzücü bir dönemdi; mümkün oldugu kadar çabuk sona erdirilmeliydi.
Oysa 1918'den sonra birçok büyük devletler, müstakar bir siyasî yönetim biçimi imis gibi,
teröre yaslandılar. (3)

Iraktaki Demografik Yapılara Genel Bir Bakış






Baas Rejiminin son lideri Saddam Hüseyin 2003 yılının Mart ayında ABD ve uluslararası koalisyon güçleri tarafından işgal edilmesi sonucunda devrildi. Geçici Hükümetin kurduğu mahkeme tarafından idam edildi. Sonrasında aşiretçilik anlayışıyla hareket eden sünni kesimlerin yönetimde saf dışı kalmasını sağlayan kürt liderler yönetimi ele geçirdi ve Türkmen Arap nüfuslarında öldürme sürgün  yöntemleriyle planlamalara gitti. Bu planlamalarda da en çok yanan iki Türkmen kenti Kerkük ve Musul oldu. 
           Irak’ta günümüze kadar sağlıklı herhangi bir nüfus sayımı yapılmadı ve ülkedeki seçim sonuçlarından ziyade, etnisite ve mezhep oranları dikkate alındı. Dolayısıyla bu durum, Irak’ta Şii çoğunluklu bir merkezi hükümetin kurulmasına sebep oldu. Geride kalan etnik kimliklerde dışlandı ötekileştirildi. 
            Amerika Birleşik Emperyalist Devletlerinin Irak ı işgal etmesi ve etnisiteye dayanılan bir siyasi sistem oluşturması sonucunda ülkede Şii-Sünni gerilimi tırmandı. Söz konusu sisteme göre, Şiilere başbakanlık, Kürtlere cumhurbaşkanlığı ve Sünni Araplara ise parlamento başkanlığı, adeta kota şeklinde paylaştırılmıştı. Bu nedenle Irak’ta ne kadar seçim yapılırsa yapılsın hangi siyasi yapı oyların çoğunluğunu alsa bile bu sistemi değiştirememektedir. Bu durum da etnik ve mezhepsel çekişmelere gebe olmakta ve ülkenin siyasi ekonomik kültürel hiç bir konuda gelişememesine sebep olmaktadır. Bu sistemin getirisi olarak ülkede yaşanan siyasi krizlerden terör olaylarından kaos ortamından tek başına çıkmasının bir yolu görülmemektedir. Bu sebeple her türlü sorunda ağabeyi olarak gördüğü ama bu belaları da başına açan Amerika dan yardım almaktan gocunmamaktadır. Amerika da ne zaman ağabeylik yapsa ülkedeki kaos ortamı bitmemekte aksine daha da körüklenmektedir. Irak ta gerçekleşen etnik ve mezhepsel gerilim Yeni Dünya Düzeni adı verilen bir düzlemde Irak ı üçe bölme projesinin aşaması olarak görülebilir.  2005 yılında yapılan referandumda kalıcı anayasaya yamalanan federalizm kavramı da Irak ın üniter devlet yapısının parçalanmasının bir adımı olarak görülebilir. bu dışlanmalara maruz kalan sünni araplar da özerk yapının kendileri için elzem olarak görmekte ve bu şekilde Yeni Dünya Düzenine alet olmaktadırlar. 


İSİD in Irakta ki Varlığı
          Şii ikidarın İran güdümüne girmesi İran alerjisi olan çevreleri oldukça rahatsız etti. Birden bire de İşid yada Deaş denen bir silahlı örgüt bu bölgede ortaya çıktı. Kendilerini İslamın silahlı gücü olarak gören ama her nedense Müslümandan başka hiç bir kesme dokunmayan bu örgüt kendisini Sünni olarak tanıttı.
          İşid terör örgütünün 2014 yılının Haziran ayında Musul'u işgal etmesiyle birlikte Irakta siyasi askeri ve coğrafi iç dengeler birdenbire değişti. 12 Haziran 2014 tarihinde, Şii ‎mercii Ali el-Sistani’nin seferberlik çağrısı üzerine, eli silah tutan Şiiler Haşdi Şabi milis gücüne katıldı. İran’ın askeri ve lojistik desteğiyle kurulan Haşdi Şabi milis gücü, Iraklı Şiilerin ‎ordusu niteliğinde. Şu noktaya dikkat çekmek gerekir ki Haşdi Şabi i DEAŞ ile mücadele ‎amacıyla kurulsa da, Lübnan Hizbullah’ına benzer bir yapıya sahip. Haşdi Şabi ‎ başlangıçta Şii bölgelerini ve Şiiler tarafından kutsal sayılan türbeleri korumak amacıyla kurulmuş olsa da, DEAŞ’ten kurtarılan ‎Sünni bölgelerinin demografik yapısını değiştirmeye yönelik girişimlere yönelmektedir. 
        Haritaya ve olaylara genel olarak bir bakalım. 
  • İşid Irak ın coğrafi anlamda etnik ve mezhepsel bölünmesini hızlandırmaktadır. İşgal edip geri çekildiği bölgeler başka bir mezhep enisite tarafından ele geçirilmekte ve o görüşe göre ele geçirilen bölge düzenlenmektedir.
  • Haşdi Şabi milis gücü Şiileri korumakta ve ele geçirdiği bölgelerde Şii varlıkları güçlendirmekte
  • Peşmerge güçleri tartışmalı bölgeleri İşidden arındırır arındırmaz Kuzey Irak Kürt Yönetimine bağlamak için çaba sarfetmekte
  • Sünni Arapların iki askeri gücü HaşdiAşairi ve Haşdi Vatani ‎ise Bağdat ve çevresini kendi görüşlerine göre dizayn etmeye çalışmaktadır. 


Kıssadan Hisse
             
Bir zamanlar bir zebra varmış. Zebra Afrika savanında ailesiyle mutlu yaşarmış. Günün birinde, zebra diğer zebralarla yeşil çayırların üzerinde oynarken beyaz bir küheylan zebraya yaklaşır sorar:
„Neden çirkin siyah çizgilerin var? Bunlardan neden kurtulmuyorsun bunlardan ve benim gibi beyaz bir küheylan olmuyorsun?“. 
Tam o sırada yaklaşan kara asil bir at ikisine de bakar ve derki:  
„Zebra kardeş, çirkin beyaz çizgilerini atarsan, benim gibi asil parlayan güzel bir ata dönüşürsün“.
Zebra iki teklifi sakin sakin dinledikten sonra derki:
„Siyah çizgilerimi neden sileyim? Ben beğeniyorum çok güzel onlar! Neden beyaz çizgilerimi atayım?  Ben çok seviyorum onları! Görmüyormusunuz, ben iki renkli bir zebrayım, sizler tek renkli atlarsınız: Sen beyaz bir küheylansın. Sen tek renkli kara bir atsın. Bende sizlerde olan her iki renkte var, ben siyah beyaz veya beyaz siyah bir zebrayım. Ne siyah, nede beyaz çizgilerimden vazgeçemem“.

İşte Bu Sebeple: Ne Renk olursak olalım İnsan olduğumuzu unutmayalım. 

Terör Eylemlerinin Asıl Sebebi: Türkiye'yi Kontrol Altında Tutma (2)





Erbakan in gözden düşmesinin ardından bir sağ sol koalisyonlari denemesi oldu. Ecevit in Amerika'dan notu düşük olduğu için Abromowitz denen bir adam ülkemizde bir kaç görüşme gerçekleştirdi. O sırada gömlek değiştirenler yeni bir Türkiye vizyonuyla büyük bir kitleye hitap etti. Türkiyenin ekonomik bunalımlarından yorulan vatandaş yenilikçi ve ekonomik büyümeye yönelik projeleri olan Erbakan in öğrencilerine destek verdi. Hızla büyüyen kitleye sahip olan bu parti kendisini ülkenin kamburu olan derin kabullendiremedi. Siyasi lideri siyasi yasaklı tutuldu partileri kapatılma noktasina gelindi hatta bir kaç darbe girişimiyle alt edilmeye çalışıldı. Peki arka planlarda neler vardı? Erdoğan altüst olan dönemin trend deyimi enflasyon canavarına karşı kaynak bulmaya yöneldi. Bunun en kolay yolu yabancı yatırımcıları ülkeye çekmekti. Hantallaşmis devlet daireleri özelleştirme yoluyla (çoğunlukla da yabancı şirketlere) satıldı. Bir milyon TL altı sıfır atılarak bir TL ye dönüştü. Tren yollari yenilendi uzatıldı. Yollar onarildi genişletildi. Böylece ticari araçların ulaşım sağlamaları kolaylaştı. Bu yapılan icraatler de ekonomiyi rahatlattı. Ama akıllardan çıkarılan bir konuyu hatirlatmam da gerekiyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ne tam komünist ne tam kapitalist bir ekonomik rejim düşünmedi. İkisinin ortası olan yari kapitalist bir düzende ülkenin ekonomik alt yapisini kurdu. Böylelikle hem yatırımcı ticaretini yapacaktı hemde devlet kanalıyla aynı ürün üretilerek vatandaşa sivil tüccarların yüksek pahada ürün satmasının önüne geçecekti. Ama özelleştirmelerle ticari şirketlere taninan inisiyatif ayrım artmaya başladı. Bir araç almak isteyen vatandaş başka ülkede 30.000 liraya alacakken ülkemizde bu fiyat 60 70 binlere kadar çıkmaktadır. Biraz arastirdigimda ise satıcıya daha yüksek fiyata satabilmesi olanağı tanınmakta ama vergiler adıyla da ekstra ücret alınarak ülkemizde yüksek fiyatlarda aracın satılması gerçekleşmektedir. Önceden ülkede yağ kuyrukları olurdu bilirsiniz. Önceden ülkede yağ yoktu sonrasinda ise yağ alacak para yok. Ülkemizde devrim niteliğinde yatırımlar yapıldı. Ama bu yatırımları Türkiyenin büyümesini ve kontrollerinden çıkmasını istemeyen kesimlerin (Hary Potter izleyenler bilir kötü karakter voldemortun ismini korkudan kimse söyleyemez başka kelimelerde telafuz eder. Şimdi de bazıları korkularından ülkemizin açık düşmanını Üst Akıl diye telaffuz ediyor ben açıkça söylüyorum amerikayi ve bu kanatla dünyayı yönetmeye çalışan rockefeller truman gibi aileler ve bunlarin bağlı oldukları yahudi mason locaları) önceden denenmiş ve çözüme ulaşmış terör eylemlerine devam etmişlerdir. Ne zaman bir atılım olsa uyarı niteliğinde terör eylemleri gerçekleşmiştir. Erdoğan akıllı bir siyasetçidir. Bu terör eylemleri sonucu onlara tamam uslandım deyip onlar arkalarını döndüğünde ise hizmetine icraatlerine devam etmiştir. Bu tamam uslandım dediği çalışmalar (kürt açılımı, çözüm süreci, eğitim reformları ülkemize ne kadar zarar vermiştir hepimizin malumu ) ülkemize gerçekten ciddi yaralar bırakmıştır. Ama emperyalist baronlarin arkalarını döndüğünde yapılan icraatlerde ülkemiz için büyük kazanc olmuştur. Büyük Ortadoğu projesinin gerçekleşmesini isteyenler artık sabırsızlanıp arap baharı adıyla büyük çapta isyanlar başlatmış liderler indirmistir. Bunun bir denemesi gezi olaylarıyla ülkemizde yaşanmış ama gerçekleşmemiştir. Özal in barzaniyle gorusmesi ve sonrasinda basina gelen hadiseleri onceki yazımda yazmıştım. Adalet ve kalkinma partisi iktidarının da kürt açılımı çözüm süreci isimleriyle terorist başı bebek katili apoşla görüşmesi siyasi uzantilariyla dolmabahçe sarayında oturmasini ben Özal in barzaniyle görüşmelerine cok benzetiyorum. Hele ki pkk nin ve barzani yönetimindeki askeri örgütün irakta saddami devirmek için ciddi destekler aldığını esedi devirmek için de ypg pyd nin ülkemiz sınırından geçerek suriyeye ulasmasinin sağlanması ve öso ya destek sağlanmasını kıyaslamak çok da yanlış olmaz diye düşünüyorum. Her musibetten daha da güçlenerek çıkan Erdoğan in ellerinden kaydığını gören abd locaları da bunun önüne geçmek adına bir darbe kumpasi hazırladılar. Bundan da sonuçsuz çıktılar ama. Peki darbe girişimine kalkisacak kadar gözden çıkarıldı mi gerçekten bunu bilemiyoruz. Ama bu girişimden sonra Rusya ile yakinlasmamiza Amerika nin pek  olumlu bakacağını da zannetmiyorum. Üst akil denen kesim kati sol olan chp ile yollarini ayirarak menderes ile ittifak kurmaya çalıştı. Menderes kaynak arayışı ile ruslara yaklaştı. Gözden düştü. Üst akil Atatürkçü CHP'yi bölerek Ecevitle yeni bir sol anlayışına giderek solu Atatürkçülukten uzaklastirmaya çalıştı. Ecevit pek uyarılara aldırış etmedi. Gözden düştü. Erbakan hiç onları dinlemedi. Gözden düştü. Erdoğan vardı. Iyi bir şekilde idare etti hizmetini de yaptı. Ama son gelişen darbeler vesaire olaylar mevcut sonucu doğurdu. Gözden düştü. Bu gözde olan ve sonrasında gözden düşen partilerin görüşlerine baktığımızda sağ sol radikal islam ılımlı islam hepsi vardı. Ama yanlarında yazan siyasi görüşlerin hepsinde de ekonomik liberalizm gözükmektedir. Hepsini o üst akıl denemis ve bir zaman sonra gözden de düşmüştür. Belki bir zaman sonra baska şeyler denenecektir belki denenen şeyler kulaklar çekilerek tekrardan denenecektir. Bizim esas sormamiz gereken soru şudur: bu dünyayı dizayn etmeye çalışan gafillerin ülkemiz üzerinde denemedigi denemeyi de hiç düşünmediği vatanperver milliyetçi imanlı oluşumları onlar bizim önümüze baska seyler sunmadan biz denesek olmaz mıydı? İşte bu sebeple; " Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar."

Terör Eylemlerinin Asıl Sebebi: Türkiye'yi Kontrol Altında Tutma (1)




 Önceki yazımda her gün gerçekleşen bombalı terör eylemlerinden bahsetmiştim. Şimdi gelelim işin iç yüzüne. Devletimiz Amerika''nın Fetullah Gülen in yanında yer aldığını görünce uçak hadisesinden sonra Rusya ile oluşan gerginliği yumuşatma ve arayı düzeltme politikasına geçti. Bunun da yansımaları ülkemizde terör eylemleriyle sonuçlandı. Ülkemizde ne zaman Amerika’ya karşı bir hareket gerçekleşirse bir şekilde ülkemizde kan akıyor. 

            Bu durum İnönü zamanında Truman Doktrini denen müsveddeyi kabullenmemiz sebebiyle emperyalist güçlere bağımlı olmamızın sonucudur. Merhum Adnan Menderes bu düğümü çözmek için Rusya ile yaygınlaşmıştı. Menderes, iktidarının son yıllarında artık Marshall Planı kapsamında Amerika'dan daha fazla kredi alamadığını görmüş ve Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir-Çelik ve diğer sanayi projelerini kredilendirmek için Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamıştı. Bu amaçla Sovyetler Birliği'ne üst düzey ziyaretler yapılıp, ülkedeki sanayinin gelişmesi için Sovyetlerle yatırım antlaşmaları imzalanma hazırlığı yapılmıştı. Bu gerçekleşen darbe için tek sebep değildi elbette. Menderes iktidarının katı yönetimi üniversiteleri sınırlandırması askeriyeyle arasını açması gibi birçok sebep vardı ama şu bahsettiğim durumdan da anlaşılacağı üzere Amerika ve Siyonist güçlerinde benden uzaklaşırsan sonun bu olur uyarısıdır 27 Mayıs darbesi.

                Bu uyarılardan bir diğeri de Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ülkemize uygulanan ambargo olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun adayı 1878 tarihli 50 yıl süreli kiralama antlaşmasıyla Birleşik Karalık’a bırakmasından sonra 1920'de kiralama süresinin dolmasına 8 yıl kala önce siyasi sonra silahlı çatışmalar baş göstermiştir. Diplomatik görüşmeler de sonuç vermeyince Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’a harekât düzenlemiştir. Bu olayların başından beri Rumların destekçisi olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 353 sayılı kararında “Uluslararası güvenlik ve barış için ciddi tehlikeye yol açan ve bölge üzerinde olağanüstü infiale müsait bir ortam yarattığından Birleşmiş Milletler ciddi bir endişe duymaktadır... Tüm devletlerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğüne saygı duyması gerekir... Yabancı askeri müdahaleye derhal son verilmelidir." diyerek harekâta karşı olduğunu belirtti ve ateşkese çağırdı. Bu karar Ecevit hükümetine bir uyarıydı. Kıbrıs Barış harekâtının başarıyla sonuçlanmasından sonra Amerika verdiği silahları Kıbrıs’ta kullanmamızı sebep göstererek silah ambargosu uyguladı. Avrupa’da gıda ve sanayi alanındaki satışlarını kısıtladı. Bu emperyalist güçler tarafından ikinci uyarıydı ve ülkede çıkarılan karışıklıklar ülkücü komünist çatışmaları gibi zeminlerle ülkemizde ikinci bir darbe yaşandı. Bu darbede bile emperyalist güçlerin parmağının olduğunu dönemin Amerika Birleşik Devletler başkanı Jimmy Carter'ın "bizim çocuklar işi bitirdi" ifadesi ispatlamaktadır.


            Türkiye 12 Eylül askeri müdahalesinden sonra 6 Kasım 1983'te gerçekleştirilen seçimlerle yeni döneme girmiştir. PKK  Eruh ve Şemdinli'de 15 Ağustos 1984'te ilk silahlı eylemini gerçekleştirmiştir. Bu eylem emperyalist güçlerin seçimden ne kadar rahatsız olduğunu göstermiş ve Turgut Özal a uyarı vermiştir. Turgut Özal bu uyarıyı dikkate almış ve Amerika ile ilişkilerini sıcak tutmaya çalışmıştır. Amerika böylece terör eylemleriyle ülkemizi kontrol altında tutmanın kolay yolunu bulmuştur. Özal ülke ekonomisinde devrim niteliğinde çalışmalar yapmış Sovyetlere bağlı olan ya da bağımsızlığını kazanan Türk devletleriyle ilişkiler kurmuş ister istemez de Ruslarla yakınlaşmaya başlamıştı. Bu durumlara paralel olaraktan terör eylemleri artmıştır. Artan saldırılar ve ABD'nin Irak'ı bombalaması 1990-91 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Özal'ı bölgede yeni bir arayış içerisine itmişti. Özal, 11 Mart 1991'de Iraklı Kürt liderler Celal Talabani ve Mesut Barzani'nin temsilcileriyle görüşüldüğünü açıkladı.
               Özal'ın girişimiyle örgütün ''silah bırakmaya yaklaştığına'' ilişkin açıklamaların yapıldığı günlerde Turgut Özal'ın ölüm haberi geldi. Gerek Türk Devletleriyle ilişkiler kurması sebebiyle Amerika dan uzaklaşma gerekse terör örgütünün silah bırakma noktasına gelmesi sebebiyle Amerika''nın en etkili dizginleme metodu olan terörün saf dışı kalacak olması Emperyalist güçleri oldukça tedirgin etmiş. Özal a suikast ve şüpheli bir ölümle Özal devri de kapanmıştır. 

Sırada Refah Partisine yapılan 28 Şubat darbesi.
              Türkiye’de muhafazakar kesimin sürekli baskı altında tutulmasına karşılık illet ani bir refleksle Refah Partisini 1. Parti konumuna getirmişti. Ardından gelişen muhafazakâr etkinlikler dini gruplarla iftar yemekleri şeriat isteriz sloganları bazı çevreleri rahatsız etmiş ve emperyalizm ülkeyi bölmenin bir yolunu daha böylelikle bulmuştur. Muhafazakar-Laik kargaşası. Aslında mantıklı ve objektif bir şekilde bakıldığında birbiriyle uyumlu olan bu iki kavram birbirine düşman edilmiş ve siyasi ortamı oldukça germiştir. 28 Şubatta toplanan Milli Güvenlik Kurulu bir takım kararlar alarak irticai faaliyetleri bitirmeyi amaçladı. Kararlara göre laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalıydı. Bu kararlardan sonra meclise Türbanla girmeye çalışan Merve Kavakçı hadisesi üniversitelere başörtülü öğrenci alınmaması  böldümeler vs bir ton mevzu gerçekleşti. Erbakan MGK kararlarını imzalamadı ama tüm bu baskılar sonucunda istifa etmek zorunda kaldı.
            Bu hadiselerin gizli kalmış yerlerinde ise emperyalist güçlerin Türkiyenin İslam ülkeleriyle yakınlaşarak kendinden uzaklaşması ve Osmanlı İmparatorluğunu canlandırma cabası olarak yorumlaması ve ekonominin güçlenmesinin gözlemlenmesi ve Türkiyenin ekonomik olarak kendilerine olan bağımlılığın azalmasının gözlemlenmesiydi. Sonrasında Erbakan’ın partileri kapatıldı partisinin içinden bir grup GÖMLEK değiştirerek partiyi yıprattı ve böldü. Kendisi de hapishanelere atıldı. Siyasi yaşamı bitirildi.

Darbecilerin Boşa Çırpınışları: Patlamalar










14 Ağustos Hatay'ın Reyhanlı ilçesi Atme Kapısında bombalı bombalı saldırı düzenlendi.
            15 Ağustos Diyarbakır Bismil'de Şehit Emniyet Amiri Murat Uçar Bölge Trafik Müdürlüğü yakınlarında patlama gerçekşelti.
          16 Ağustos Mardin Nusaybinde Devrim Mahallesi Midyat Yolu Caddesinde çocuklar tarafından bulunan bir bomba patladı.
           17 Ağustos gecesi Van'da polis evi ve polis merkezinin bulunduğu bölgede bombalı saldırı düzenlendi.
          18 Ağustos Elazığ'da kent merkezine 6 kilometre uzaklıkta Emniyet Müdürlüğünün hemen yakınında bombalı araçla saldırı düzenlendi. *
          18 Ağustos Bitlis Hizan ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında el yapımı paylayıcıyla bir saldırı düzenlendi.
          19 Ağustos Van Özalp ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında menfeze yerleştirilen bomba patlatıldı.
          20 Ağustos Gaziantep'te bir sokak düğününde canlı bomba ile bir terör saldırısı düzenlendi. İnsanların en mutlu günü en mutsuz günü oldu.
          Saldırılardan sonra geçici yayın yasağı getiriliyor ve hava destekli operasyon başlatılıyor.

...............
*(Tüm bu saldırılara dair yorumlarımdan önce kafamı karıştıran bir hadise;
17 Ağustostaki Van patlamasında kaldırıldığı hastanede kendisini ziyarete gelen İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala'dan memleketine tayin isteyebilecek sağlıkta olan 25 yaşındaki polis memurumuz Muhammet Acar ertesi gün hastanede kan pıhtılaşması nedeniyle kalp krizi geçirdiği ifade edilerek şehit olduğu söylendi.
Kan pıhtılaşmasını araştırdığım zaman kızarıklık, ağrı, bayılma, öksürük sonucu kan gelmesi, nefes darlığı gibi belirtiler karşıma çıkmakta ve doktara başvurulması gerektiği yazmaktadır.
Muhammet Acar'ın doktora başvurmasına gerek yoktur çünkü zaten hastanededir. Ve tayin isteyebilecek sağlıkta olan Muhammet Acar bombalı saldırı nedeniyle gazi olduğu için ve İşişleri Bakanı bile ziyaret etmiş birisi olarak başında sürekli tıbbi personelin durması gerekirken hiç bir tıbbi personel bu belirtileri görememiş midir?
Hastane dışında gerçekleşen kalp krizlerinde bile hasta kurtarılabiliyorken, hastane içinde olan Muhammet Acar neden kurtarılamamıltır?
-Yoksa bir saldırı da hastane de mi gerçekleşmiştir?
-Yoksa büyük bir ihmalkarlık mı vardır? )
.................



          Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ geçenlerde CİA hakkında Fetonun malikanesinde gecenin karanlığında uçan sineğin cinsiyetini bildiğini ifade etmişti. Peki bizim istihbarat birimlerimiz her gün meydana gelen bu eylemlere dair bir bilgisi neden yok ve neden önlem alınamıyor. Terör eylemi yaşayan AB ülkeleri Ohal ilan ettiğinde ülkelerinde  bu terör olayları azalıyor ve hatta bitiyorken Ohal olan ülkemizde terör olayları neden hergüne çıkıyor bu vatandaş olarak sormamız gereken bir soru.
           Ülkemizde gerçekleşen iki darbeden önce kaos ortamı oluşturulmuş, milletimiz birbirine cephe almış ve darbenin kabullenilmesi sağlanmıştır. Ancak bu sefer olay tepetaklak. Darbe girişiminden sonra bombalar patlıyor kaos ortamı oluşturulmaya çalışılıyor. Haberlerin geneli bu şekilde ama işin aslı hiç öyle değil. Evet darbe gişirimi yaşandı ve milli refleksle bu girişim püskürtüldü. Bu patlamalar yeni bir darbe girişimine zemin olabilir mi peki? Öyle olsa bile bununda sonuçsuz kalacağına hiç şüphem yok. Çünkü olaylar terör örgütleri profili ile yapılıyor milletimiz bu olaylarda kimin parmağı olduğunu çok iyi biliyor ve birlik ve bütünlüğümüz daha da sağlamlaşıyor.
           Diğer darbelerden önce örneğin bir sünni bir alevi kahvesi taranıyor millet birbirine cephe alıyor ayrışıyor darbeyi kabulleniyor. Ama artık hain emperyalist uşakları amacına ulaşamaz çünkü sünniside aleviside tüm etnik mezhepsel ideolojisel insanlarımız aynı kahvehanede oturuyor. Türk Milleti yaşıyorsa beraber yaşıyor, şehit oluyorsa beraber oluyor.
           Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi " Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur."


İşte bu sebeple " Bir ulus sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez."

Türk Siyasetine YENİ KAPI


       


Türkiye büyük bir gerilim gecesinden sonra göstermis olduğu yüksek dirayet ve cesaret ruhu ile ülkemiz üzerinde gerçekleşen oyunlara yediden yetmişe birlik olarak rest çekti. En sonunda bedenen 5 milyon ruhen gönülen 80 milyonuyla yeni kapıda buluştu.
          15 Temmuzda kurgulanan uygulamaya çalışılan hain darbe girişimi yıpranmış ve birbirinden kopmuş hasımlaşmış milletimizi birbine kenetledi. O gece yaşanan zulüm karşısında milletimiz tek ses tek yürek olarak Milli Mücadeleyi aratmayan bir kahramanlık gösterdi. Bu teşebbüs ve ardından yaşananlar milletimizin olduğu kadar iktidarindan muhalefetine tüm siyasetin gerçeklerle yüzleşmesini sağladı. Toplumun tüm mekanizmaları bu gerçekten hareketle silkindi kendine geldi. Ve Yeni Kapı'daki "Demokrasi ve Şehitler Mitingi" bu durumu da taçlandırdı.
           Türkiye'nin üç büyük partisi AKP, CHP ve MHP'nin Cumhurbaşkanının katkısıyla 5 milyona yakın kalabalığın huzurunda, düşmana ve tehlikelere karşı birlik ve beraberlik duruşunu sergiledi. Bu durum herkesi olduğu kadar beni de umutlandırdı. Acaba Türk siyaseti Yeni Kapi meydaninda kendine birlestirici bir yeni kapı açmış olabilir miydi? Bu sorunun cevabını elbetteki ilerleyen günlerde gelişmelerle öğreneceğiz. Yaşanan bu sınavın kazananı çıkmış olmamız, o geceden ders almamızı da sağlamıştır diye umut ediyorum.

. ...........................
Kıssadan Hisse
           Bir baba sürekli birbiriyle tartışan evlatlarını yanına toplar. Her birinden ikişer tahta getirmelerini ister. Kardeşler bunun sebebini anlayamasalarda babalarının isteğini yerine getirir. Baba şimdi tahtalarınızdan birini kırın der. Çocuklar kolaylikla tahtalarını kırar. Baba kardeşlerinde olan diğer tahtaları alir ve iple sıkıca bağlar. Bunu kırmalarını ister. Evlatların hepsi sırayla dener ama hiç biri tahtaları kıramaz. Baba bu durumdan sonra nasihatini evlatlarına vermeye başlar. " Gördüğünüz gibi tek olan tahtaları kolaylıkla kırabildiniz. Ancak birbirine düğümlenmiş tahtaları hiçbiriniz kiramadiniz. Siz de tek tek olursaniz, sizi kolayca alt ederler. Ama birlikte, birbirinize bağli, tutkun ve birbirinize destek olursaniz sizi kimse yenemez. Siz birlikte daima güçlü olursunuz."
................

İşte bu sebeple "Birlikte Çok Güzelsin Türkiyem"

© Copyright 2014 | Distributed By Free Blogger Templates | Designed By Way2themes