-->
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Youtube Abone Kasma Sitesi

Fenerbahçe Teknik Direktörü Phillip Cocu: ''Bu zor günlerde taraftarımıza ekonomik sıkıntılarını bir nebze unutturabildiysek...''


Kayserispor’a Kadıköy'de 3-2 mağlup olarak ligdeki 4. karşılaşmasında 3. yenilgisini alan Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü Phillip Cocu, maç sonunda çarpıcı açıklamalara imza attı. Düzenlenen basın toplantısında Türkiye'nin içinden geçtiği zorlu ekonomik sürece dikkate çeken Cocu, ''Bu sıkıntılı günlerde taraftarlarımızın dikkatini bir nebze olsun gündelik maddi sıkıntılarından uzaklaştırabildiysek ne mutlu bizlere. Oyuncularımı tebrik ediyorum'' ifadelerine yer verdi. 

Fenerbahçe'nin Türkiye'de en fazla taraftara sahip kulüp olması dolayısıyla toplumsal bir sorumluluğu bulunduğunu belirten Cocu, ''Kaybettiğimiz maçlara bakarsanız Yeni Malatyaspor, Göztepe, Kayseri... Biz normalde bunların üçünü de yenebilecek güçte bir takımız ama yensek nolur? 2 saat konuşulup unutulur. Sonra yine gelsin dolar kaç lira oldu, gitsin yine neye zam geldi muhabbetleri. Acaba batar mıyım, işimi kaybeder miyim endişeleri. Halbuki yenilince öyle değil. Temiz bi 24 saat 'nolacak bu takımın hali' diye düşünüp kendi dertlerinden bir nebze uzaklaşıyorlar. '' sözleriyle takım olarak taraftarın mutluluğunu her şeyin üzerinde gördüklerini dile getirdi.
''Bize küfretmeleri daha güvenli'' 
Fenerbahçe yenilince taraftarların yönetime, teknik heyete ve futbolculara küfrederek deşarj olduklarına da dikkat çeken tecrübeli teknik adam, ''Öteki türlü belki de dayanamayıp ekonominin bu halde olmasından sorumlu olanlara küfredecekler ki Allah muhafaza öyle bir şey olursa başlarına ne geleceği belli değil. Onun yerine bize etsinler. Biz sineye çekeriz.'' derken, taraftarları sadece psikolojik olarak değil yasal olarak da korumak için taşın altına ellerini koymaktan çekinmeyeceklerini ifade etti. 
Phillip Cocu, Fenerbahçe'nin ilerleyen haftalarda toparlanma ihtimalinin Türkiye ekonomisinin toparlanma ihtimalinden nerden baksan daha yüksek olduğunu, o anlamda taraftara ümit verme noktasında da daha avantajlı bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, taraftarların kendi iyilikleri için dikkatlerini takıma yöneltmelerinin daha karlı olacağını belirtti. 
Bir soru üzerine, önümüzdeki haftalar için takımda bazı değişiklikler düşünebileceğini belirten Cocu, ''Biraz da döviz piyasalarına ve diğer ekonomik göstergelere bağlı aslında. Pazartesi enflasyon rakamları açıklanacak. Oralarada bir düzelme görürsek biz de galip gelebilecek bir kadro ve oyun düzeniyle sahaya çıkabiliriz. Bunun için gerekli hazırlıklarımız var.'' sözleriyle de ileriye dönük iyimser mesajlar verdi. 

Dövizdeki Artış Basını da Vurdu: Takvim, Emekliye Zam Müjdesini Artık 75 Kuruş Yerine 1 TL'den Verecek...


Yurt dışından ithal edilen kağıdın yüksek döviz kuru nedeniyle giderek daha pahalı hale gelmesi son olarak Takvim gazetesini de mecburi fiyat artışına itti. Gazete, emekliye zam müjdesini bundan böyle 1 TL'den verecek.
Gazeteden yapılan açıklamada, Takvim'in emekliye gün aşırı yeni bir müjde vermek, ekonomide her şeyin harika gittiğini ve AK Parti yönetiminde Türkiye'nin şahlandığını yazabilmek için ihtiyaç duyduğu kağıdın yurt dışından ithal edilmesi nedeniyle fiyat artışının artık kaçınılmaz olduğuna vurgu yapıldı. 
Balıkesir ve İzmit'te bulunan SEKA kağıt fabrikalarını kapatarak Türkiye'yi yurt dışından tonu 800 dolara gazete kağıdı ithal etmek zorunda bırakan AK Parti'nin ekonomiyi nasıl şahlandırdığını ve şu an yaşanan ufak tefek sıkıntıların kağıdı bile dışarıdan almak zorunda kalan Türkiye'yi çekemeyen dış mihrakların oyunu olduğunu artık 75 kuruştan duyurmalarının imkansız hale geldiğini belirten Takvim Gazetesi, önümüzdeki haftadan itibaren fiyatı 1 TL yapacaklarını üzülerek duyurdu.
''İstesek eski müjdeleri tekrar verebilirdik...''
Açıklamada, 75 kuruştan emekliye her gün yeni bir müjde verebilmek için son ana kadar direndiklerini ancak artık dayanacak güçlerinin kalmadığını belirten Takvim yönetimi, ''Eski müjdeleri tekrar vererek de bir süre idare edebilirdik, eminiz okuyucularımızın da bir çoğu fark etmezdi bu durumu ancak etik kurallarımız bizi bunu yapmaktan alı koydu.'' ifadelerine yer verdi.
Takvim gazetesindeki fiyat artışını önümüzdeki günlerde diğer gazetelerin de takip edeceğine kesin gözüyle bakılırken, uzmanlar dövizdeki yükselişin bu şekilde sürmesi halinde basında toplu işten çıkarmaların başlayacağı ve gazetelerin ekonominin süper gittiğini daha az personelle duyurmak zorunda kalacağı konusunda şimdiden uyarıyor. 

Sony Channel Çıkmıyor Çözümü

Sony Channel frekans bilgileri, Türkiye medyasında E2 Tv ve Cnbc e tarzı kanalların kapanması sonucu bu boşluğu doldurmak adına henüz yeni olan ekli olan kanalın açılmaması dolayısıyla frekansı yenilemek  ya da kanalı uydularına eklemek  isteyen seyirciler tarafından araştırılmaya başlandı. Peki, Sony Channel frekans bilgileri nelerdir? Ya da Sony Channel frekans bilgileri girilmesine rağmen kanal televizyon listesinde neden gözükmektedir? İşte, seyircilerin merakla araştırdığı Sony Channel frekans bilgileri hakkında detaylı bilgiler Onegonuşuo adlı internet sitemizde.

Büyük heyecanla ve sevinçle  beklenen Sony Channel'da;
FringeVikings, Fargo, Flash, The Mentalist,  Arrow ve Person of Interest gibi diziler yayınlanıyor. Ayrıca haftasonları cumartesi günleri Harry Potter filmlerini yayınlaması seyircileri sevindiriyor.

Öncelikle aşağıda yer alan frekans bilgilerini televizyonunuzun manuel arama kısmında yazarak Sony Channel i aratmanızı önermekteyiz. Eğer Tv kanal listenizde yer almıyorsa bu sayede kanalınız listenize eklenecektir. Kanal listesinde en altlara bakarak Sony Channel'in eklenip eklenmediğini kontrol edebilirsiniz. 
Sony Channel Frekans



Tüm bu çabalara rağmen kanalınızı halen göremiyormusunuz. 
O halde aşağıdaki adımı takip etmekten başka çare kalmıyor. 



Sony Channel frekans bilgileri girmeme rağmen gözükmüyor.

Uzun müddet bende kanalı bu şekilde yüklemeye çalıştım ancak bir türlü sonuç alamamıştım. Sonunda aklıma bir fikir geldi ve 800 kanal arasından 12034 frekansına sahip tüm kanallara tek tek bakmayı düşündüm. Bu şekilde en sonunda bu frekansa sahip olan ANI TV adlı bir kanalın içerisinde Sony Channel kanalını buldum. Yani televizyonum Anı tv nin ismini güncellememişti ve bu yüzden Sony Channel'i bulamıyordum. 
Çözümüm bu oldu. Sizde Tv kanal listenizden Anı tv yi aratarak Sony channelin bu kanalda olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. 
Buna rağmen bulamadıysanız benim son yaptığım araştırmayı sizinde yapmaktan başka çareniz yok maalesef. Tek tek 12034 olan kanallara bakarak Sony Channeli araştırmanız gerekmektedir.
Sizlere iyi seyirler dilerim. 

Başkalarının Felaketi

      Çünkü zulüm... Lağımlardan, kalorifer dairelerinden başlayan veba gibi, ilkin gözden ırak yerlerde, sinsi sinsi doğuyor.


 Camus’nün Veba romanında günün birinde fareler lagımlardan, kalorifer dairelerinden çıkıp sokaklarda patır patır ölmeye baslar. Baslangıçta kapıcılardan baska kimsenin ciddiye almadıgı bu garip hadise, zamanla vahim boyutlara ulasır. Sehirde korkunç seyler vuku bulmaktadır. Hızla yayılan mikrop neticesinde ölüm insanlara da sirayet eder. Semptomlar açıkça vebaya isaret etmektedir. Ama yok canım, bu çagda veba mı olur, denir evvela. Böyle seyler bizim basımıza gelmez, denir. Daha ortada fol yok yumurta yokken simdi hastalık lafları çıkarıp da vatandası tedirgin etmeye ne lüzum var, denir. Istikrar sonuçta, malum, her seyden önemlidir. Uzun süre elbirligiyle reddederler baslarına gelenin veba oldugunu.
        Adını koymazlarsa sonuçlarını da görmezmis gibi. Adı konulmazsa kendi de olmazmıs gibi. Oysa felaketler isimsiz de ilerlemeyi pekâlâ bilir. Derken baslangıçta tek tük gelen ölüm haberleri kısa sürede artar, durum korkunç bir hal alır. Geri dönüssüz noktalara varılır, artık katı önlemlere basvurmak sarttır. Sehir karantinaya alınır, giris çıkıslar yasaklanır. Bundan sonra hiçbir sey eskisi gibi olmayacak; ne yasanacaksa içeride, hem herkesten uzak, hem de herkesin gözleri önünde yasanacaktır. Neyse, bütün romanı anlatacak degilim. Olacak olur, ölecek ölür. Modern zamanların konforuna sıgınmıs modern bir sehrin, yasanabilecek herhangi bir felaket karsısındaki çaresizligini, acizligini ve hangi mekan ve zamanda olursa olsun insanın insana, insanın kendine yapabileceklerini dehsetle görürüz. Daha dogrusu hatırlarız. En nihayet, kahramanlarımız kendi aralarında konusurken, ne çok ölüm gördük, derlerler. Ve daha da fecisinin, yani ölüm görmekten bile korkunç olanın, buna alısmaları oldugunu fark ederler. Asıl felaket budur, baskalarının ölümüne alısmak, onu sıradanlastırmak. Hissizlesmektir bu dünyadaki asıl ceza, dalga dalga yayılan hakiki veba...
          Uzun lafın kısası... Hayat romanlardaki gibidir ve hatta biraz daha fazlası. Felaketler ille de hemen öldürmez insanı. Ve biz öyle olduguna, olacagına inanmak istesek de ısrarla, habis seyler sadece baskalarının basına gelmez. Bilakis, bazen elden ele, bazen sessizlikten sessizlige yayılır. Alısmaktır kötülügün yesil ısıgı. Iste bu yüzden... Biz alısmayalım. Baskalarının felaketini kanıksamayalım. Bizzat basımıza gelmediginde, paçayı sıyırdık sayıp ferah fahur arkamıza yaslanmayalım. Felaketler bulasıcıdır, hiç degilse bunu hatırlayalım. Fakat nasılsa kaçıs yok deyip, çaresizlige, korkuyla uyusmaya, her sabah feci haberlerle uyanıp, her gece gögsümüzde sancıyla uyumaya da fit olmayalım.
         Sessizligin susanların yükselttigi derin bir uçurum oldugunu hatırlayalım. Ne zaman kıyısına gelsek, gücümüzü toplayıp, hiç degilse, “buradayım” diye bagıralım. “Buradayım!” Çünkü bazen hayat kurtarır verdigimiz bir nefes. Birinin tükenmeye yüz tutmus cılız nefesine ekleniverir çıkardıgımız ses. Sesimizi, nefesimizi birbirimizden sakınmayalım. Hani sort giyen kadına saldıran su tekmeci zorba salıverildikten sonra, kamuoyu sesini yükseltince, hakkında yeniden yakalama kararı çıkmıstı ya. Sadece bu bile gösteriyor; yükselen her sesin, bosluk sandıgımız bu yerde bir karsılıgı var. Ve yine sadece Gizliyor kendini, bütün karanlıklar gibi gizli saklı ürüyor. Sonra yavas yavas ortaya serilince marifetleri, bu defa bahanelerin ardına gizleniyor. Onu gizleyenler hep bahaneciler, bana neciler... Marifetleri bir bir dökülmeye baslayınca zulmün ortaya, evvela “üç bes münferit hadise” deniyor. Biraz daha yayılınca, is bu defa “bilmiyordum, görmemistim” masalına dönüyor. Sonra sessizlikte büsbütün palazlanıp artık kendini gizlemeye bile gerek duymadan cüretkârca sokaklara döküldügünde zulüm, bu bahane de sökmüyor artık, yenileri gerekiyor. O vakit en sık basvurulanlar, “ama o masum degil, o zaten hak etmisti” lafları oluyor. Oysa en az susmak kadar tehlikeli, kimin neyi hak ettigine karar vermek. Insanı altında bırakacak kadar agır yüktür adalet. Gerçek su ki, hepimiz bal gibi biliyoruz ki, kimin neyi hak ettigi, kimin ne kadar masum olduguyla degil, kimin kimlerden olduguyla, hatta kimin kimlerden olmadıgıyla ölçülüyor. Üç yasında bir çocuk öldügünde bile kimligine bakıyor evvela herkes. “Biz”dense feryat figan ediyor, “onlar”dansa susup görmezden geliyor. Bazen tam feveran edecek oluyor gönlü sızlayan biri, çocuk “biz”den degilse bile, ama son anda katilin kimligi ilisiyor gözüne. Tanıdık geldiyse susuyor. Susuyor. Susuyor, çünkü... Susuyor, neden bilmiyorum. Susuyor, galiba o an ona, hayatta, çocukların nefesinden, adaletin terazisinden, insanlık onurundan daha mühim seyler varmıs gibi geliyor. Oysa yok. Hiç olmadı. Olmayacak.
           Çocukların nefesinden kıymetli seyler var sanılan bir dünyadan, o seyler ugruna nefesler feda etmekte beis görülmeyen bir çukurdan, kimseye, ama hiç kimseye, huzurla yasanacak tek dönüm toprak çıkmadı, çıkmayacak. “Onlar”, “bizler” derken, kiminin felaketine ses çıkarıp kimininkini görmezden gelirken, böyle böyle palazlanıyor iste zulüm. Sokaklara, hayatlara sızıyor, habis bir mikrop gibi dalga dalga yayılıyor. Biz sustukça o büyüyor, o büyüdükçe biz susuyoruz. O bizim sessizligimizden ve bahanelerimizden beslenip besileniyor; biz onun korkusuyla eriyip yitiyoruz. Yakınımıza, çok yakınımıza ulasana dek, görmezden gelmeyi sürdürüyoruz. Adaletin sadece biz ve arkadaslarımız, biz ve bizim gibi düsünenler için aranabilir bir hak oldugunu sanıyoruz. Oysa adalet ya herkes için vardır, ya da kimse için yoktur. Yani biz, baskalarının felaketine sustukça, kendi felaketimize kucak açıyoruz. “Biz” dünyanın en güzel sözcügü. Ama en tehlikelisi de aynı zamanda. Onunla aydınlanıp güçlenecegimize, onun karanlık batagına saplanıp körlesiyoruz. Bir Rachel Corrie vardı, hatırlarsınız. “Zulüm bizdense, ben bizden degilim” demisti. Ait oldugu “biz”in tüm konforuna sırtını dönüp, bunu söyleyebilecek kadar yigit biriydi.
          Gazze Seridi’nin güneyinde, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına mani olmaya çalısırken, zırhlı bir buldozer tarafından ezildi. Orada, bir haksızlıgın önünde durmaya çalısırken öldügünde, sadece yirmi üçündeydi. Biri de onun önüne, baska biri de o birinin önüne ve daha baska biri de o birinin önüne geçseydi, kim bilir belki ölmezdi. Hepimiz ötekine, hepimiz birbirimize yapılan haksızlıgın önünde dursaydık, durabilseydik birbirimizin yanında yöresinde, kim bilir belki kimse ölmezdi. Bazıları, böyle haddinden umutlu ve iyimser lafların sonsuza dek bos hayaller olarak kalacagına inanır. Bilmem, öyledir belki. Ama önemli mi? Hayat, neticede daima kasanın kazandıgı bir kumar sayılır. Insan sonunda degil, yolda kazanır. Yıllar evvel James Baldwin, cezaevindeki Angela Davis’e yazdıgı mektupta, “Susmanın yalnız cinayet degil, intihar da demek oldugu bir çagda yasadıgımız için elimden geldigince gürültü çıkarmaya çalısıyorum” demisti. Hatırlayalım. Susmakla sifa bulmaz yaralar. Endiselerden mürekkep derin sessizlikleri kabuk sanıp, arkalarına saklanmayalım. Çünkü felaketler bulasıcıdır. Felaketler, daima...

Asla Vazgeçme

 
   Hayat en büyük tekmeyi hayallerinden vazgeçenlere atıyor. Eğer hayallerin yoksa etrafındaki hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Gökyüzüne baktığında bile duvar görürsün, ağaçlar birer demir parmaklık olup sarar etrafını. Olmayacak isler pesinde kosturmaktan yoruldum. Tam her sey bitti derken olmayacak denen isler oldu. Ama yorgundum. Bosa kürek sallamadıgımı bilmek güzel. Yine de iskelenin daha yakın olmasını dilerdim.
     Hayat dedigin kalıcı yaralar bırakan geçici bir hevesten ibaret. Yara izlerine aldırıs etmeden bir hevesin pesinde sürükleniyoruz. “Hayat her seye ragmen devam ediyor.” Aldıgımız her yaradan sonra böyle teselli ederiz kendimizi. Ki bu gidisle daha çok kuracagız gibi bu cümleyi. Güzel günler geride kaldı. Iyi insanların yerini ruhsuz pezevenkler düsünmeden hayal kurmak, hayallerini gerçeklestirebilmek için çabalamak gerek. Ekranda çiglikten baska bir sey yok. Hepsinde evlendirme programı adı altında dönen kepazelikler silsilesi. Sanki insanlardan ve hatta iliskiler yumagı. Görmezden gel hepsini.
     Kumanda senin elinde. Hayatına yalnızca sen yön verebilirsin. Bu bataklıgın seni de içine çekmesine izin veremezsin. Ne olursa olsun hayallerinden vazgeçme. Hayat en büyük tekmeyi hayallerinden vazgeçenlere atıyor. Eger hayallerin yoksa etrafındaki hiçbir seyin önemi kalmıyor. Gökyüzüne baktıgında bile duvar görürsün, agaçlar birer demir parmaklık olup sarar etrafını. Ne içine çektigin havanın ne de içtigin suyun tadına varırsın. Sokaklar hayallerini kaybetmis insanlarla dolu. Bu yüzden beton yıgınları demir parmaklıklar gibi yükseliyor, sarıyor sehrin etrafını. Göge degecek kadar yükselen binaların içindeki insanlar gökkusagına degil, evlerinin tavanına bakıyorlar. Grinin zulmüdür bu. Insanlar hayallerinden vazgeçtikçe sehirler de renklerini kaybediyor. Is makinelerinin gürültüsü bir sehrin yardım çıglıgıdır aslında.
     Kalabalıgın gürültüsüne alısmıs, sessizlikten korkan insanlar bu çıglıgı duyamıyorlar. Tek tiplestirilmeye çalısılan bir tezgâhın içindesin, sıyrılıp gitmene izin vermiyorlar. Onlar izin vermesin, ne çıkar? Kimsenin iznine, kimsenin rızasına ihtiyacın yok senin. Hayallerin varsa elinde, tutunacak bir dalın var demektir. Yaslan o dala, kırılmasına asla izin verme. “Ben mutsuzsam herkes benim kadar mutsuz olsun” diye düsünen, yakmaya çalısan sözlerine karsılık ufak bir tebessümün en büyük cezadır Farklılık olarak gördügüm ne varsa hepsi sıradanlıgımmıs. Bu ne agır bir yük, bu ne büyük bir çile diye düsündügüm dertlerin çaresi tek bir kahkahaymıs. Baslangıçlar korkutucu, bitislerse hüzünlüdür. Yine de tüm korkularınla yüzleserek bir yerden baslamak gerek. Zaman, en büyük hatasıdır insanın. Ben daha onu iyi kullananı görmedim. Ruhun zamana karsı mücadelesidir kurdugun hayaller. Ne vakit gerçeklesecegi hiç belli olmaz. Yorulmadan mücadele etmek gerek. Hem zihnen hem bedenen hazır olmak lazım olmayacak denen islere.
     Allah hepimize akıl fikir versin. Ya da sadece akıl versin yeter. Her konuda bir fikrimiz var zaten. Ama kendimize yetecek kadar aklımız yok. Biraz akıl, biraz da sabır. Tek ihtiyacımız budur.

Çıkmaz Sokak Burak Aksak

   

 Sss! Çok konusma. Fikirlerini kendine sakla. Kalabalık sevmez, sesini fazla çıkaranı. Duymak istediklerini söylemezsen aforoz ederler seni. Ya onların istedigi seyleri söyle ya da sus.” Oysa kalabalıga karısmak için çıkmıstı bu yola. Yıllarca dört duvarın arasına sıkısıp kalmıstı. Insanlardan uzak, sokagı bilmeden, hayatı sadece okuduklarıyla anlamaya çalısmıstı. Dısarıda olanları evinin penceresinden asagı bakarak yorumlamaya çalısmıstı.
     Hayata karısmadan geçip giden ömür tazeligini koruyamadan çürümeye, insanlara dokunmadan kurulan aglarıyla kaplanmaya baslar. Bunun farkına varmıs ve oturdugu yerden olan biteni seyretmek yerine, hayallerinin pesinden kosmak için sokaklara vurmustu kendini. Ama çok geçmeden her köse basının Okeye bile dördüncü lazımken, yabancı birini aralarına almak istemiyorlardı. Köse baslarını isgal etmektense, hep beraber aynı sokagın tadını çıkarabileceklerini anlatmaya çalıstı. Anlamadılar. Küfürler yagdırıp, kavga ettikleri insanların aslında kendilerinden farklı olmadıgını açıklamaya çalıstı. Dinlemediler.
     Sokagın iki ucuna taslardan kale direkleri yapıp çift kale maça çagırdı. Oynamadılar. Bir araya gelmemeye, küçük gruplar halinde yalnız kalmaya kararlıydılar. Fikirlerini önemsemiyorlar, söylediklerini dinlemiyorlar, onu görmezden geliyorlardı. Hepsinin tek istegi onaylanmaktı. Düsündükleri seylerin altına imza atmasını bekliyorlardı o kadar. Çaresiz, herkesi dinledi. Anlamaya çalıstı. Konusacak oldu, susturdular. Karsı çıkacak oldu, bastırdılar. Anlattıklarını onaylamayınca küfrettiler, yuhaladılar, kovaladılar.
     Insanlar çok konusuyordu. Herkes tutamayacagı sözler veriyordu. Hepsine inandı. Kimse sözünü tutmadı. Emeginin karsılıgını vermedi. Yine de onlardan hiçbir zaman umudunu kesmedi. Hata yapmak, en büyük lüksüdür insanın. Aynı hatayı tekrar yapmadıkça sorun yok. Fazla da lükse kaçmamak lazım. Fazla lükse kaçmadan hatalar yaptı. Yaptıgı hatalardan dersler aldı. Hata yapanlardan özür bekledi. uzak durmaya çalıstı. Insanları bir araya getirebilmek bosalttı, kendini atese verdi. Son gördügü görüntü herkesin bir arada olduguydu. Mutlu oldu. Alevlerin arasından son bir kez gülümsedi. Gülüsü kül oldu, yangın söndü. Kalabalık dagıldı, herkes yine kendi kösesine çekildi. Insanlık için kendini yaktı ama kimsenin umurunda olmadı. Hiçbir sey degismedi, adam yandıgıyla kaldı.
     “Sss! Çok konusma. Fikirlerini kendine sakla. Kalabalık sevmez, sesini fazla çıkaranı. Duymak istediklerini söylemezsen aforoz ederler seni. Ya onların istedigi seyleri söyle ya da sus.” Tamam, susmasına susalım da, hâlâ bes yasındaki çocugun ölüm haberi kadar anlamsız ve acımasız bu dünya.

ABD 46 yıl sonra Ay'a geri dönüyor

AYTelif hakkı
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), ABD'nin uzay şirketleriyle ticari ortaklıklarını geliştirmek amacıyla Ay'a yeniden insanlı uzay aracı fırlatmaya hazırlandıklarını açıkladı.
NASA, ABD'nin "Ay yüzeyinde varlığını sürdürülebilir" kılmak amacıyla 2019 yılından itibaren bir dizi robotik uzay misyonu gerçekleştirecek. Bir sonraki aşamada Ay'a insanlı uzay aracı gönderilecek.
ABD, Ay'a en son 1972'de astronot göndermişti.

© Copyright 2014 | Distributed By Free Blogger Templates | Designed By Way2themes